Gizli Tehlike Depresyon

Neredeyse her insanın hayatında bir kez de olsa karşılaştığı depresyon, uzmanlara göre basit görülen ancak içsel ve derin olarak yaşanıldığında kişilerin hayatını karartan ve kişiyi ölüme götüren sinsi bir hastalık. Günümüzde sıradan görülen depresyon, ilkokul çağına kadar görülme oranı düşen bir hastalığa dönüştü. Uzmanlara göre bunun en büyük nedeni, artık kişilerin küçük şeylerden mutlu olamaması ve hayatı sıradanlaştıran iş hayatı yükünün artışı.

Psikolog Hale Uzuner ile depresyon konusunu masaya yatırdık. Uzuner, depresyon ile ilgili tüm gerçekleri röportajımızla sizler için anlattı.

Depresyon nedir?
Depresyonun en belirgin hali mutsuzluk, karamsarlık ve hayattan tat alamama halidir. Günümüzde neredeyse herkeste irili ufaklı, zamansal görülebilen depresyon, yaşattıkları her ne kadar büyük ve acı verici olsa da kolay tedavi edilebilen ve istenildiğinde de kolay atlatılabilen bir ruhsal bozukluktur.

Depresyona neden olan bulguların birer birer düzelim göstermesiyle kişiler genelde bu depresif hallerinden de uzaklaşırlar. Depresyon net bir şekilde bir beyin bozukluğudur, düşüncelerin karamsar ve olumsuzluğu, ruhsal umutsuzluk ve çöküntüye kişiyi sevk eder.

SADECE RUHSAL DEĞİL
Depresyon sadece ruhu değil, düşünceleri, bedeni ve psikolojiyi de alt üst edebilir. Depresyon her kişide aynı sonuçları yaşatmaz. Her insan depresyonu kendi iç dünyası ve depresyona neden olan sebepleri çerçevesinde belli bir oranda ve hissiyatta yaşar. Kimi insanlar vardır ki depresyona girdiklerini fark edemeyebilirler. Hatta bazı fark edemeyen kişiler, depresyondan çıktıklarını da anlamazlar. Bu giriş ve çıkışlar, ilerleyen yaşlarda ve zamanlarda, içsel birikimin sonucu olarak bir anda patlayabilir. Kişi gayet sağlıklı ve mutluyken bir anda dünyanın en mutsuz insanına dönüşebilir.

Depresyonun en uç noktası kişileri ölüme götürebilir. Çünkü ağır depresyona giren ve tedaviye yanıt vermeyen, sorunlarını kendi iç dünyasında sürekli büyüten ve yardıma ve dış dünyaya kendini kapatan bazı hastalar ne yazık ki intihara meyilli olabilir. Ölümü bu hayattan kurtuluşun en kesin ve güzel yönü olarak görüp, kendisine zarar vererek hayatını sonlandıran çok sayıda depresyon hastası olmuştur. Bu tablonun en ürkütücü boyutudur. Genellikle depresyona giren insanlar, kendilerini çok mutsuz hisseder. Hayatlarındaki hiçbir şeyden tat ve zevk almazlar. Karamsarlığa ve umutsuzluğa kapılırlar. İçlerine dönük olurlar ve sosyal hayattan koparlar. Sürekli ağlarlar ve kendilerini son derece çaresiz ve zavallı hissederler.

Günlük aktivitelerini yapamaz hale gelirler. İçlerinden hiçbir şey yapmak gelmez. Yeme ve uyuma düzenleri bozulur. Aile ve arkadaşlarından kaçarlar. Yalnızlığa sürüklenirler ve yalnız kalmak en çok istedikleri şeydir. Ruh çöküntü haldedir. Huzursuzlardır. Unutkanlık ve dikkat bozukluğu yaşayabilirler. Kimilerinin iştahında azalma ve kilo kaybı kimilerinde ise aşırı yemek yeme ve kilo alımı yaşanır.

Depresyon nasıl ve neden oluşur?
Depresyon, ruhsal, fiziksel, zihinsel ve psikolojik bir çöküntü halidir. Depresyon hastaları dış dünyadan kopar ve iç dünyalarında kendilerini yalnızlığa, mutsuzluğa, karamsarlığa, hüzne, acıya ve karanlığa hapsederler. Peki, insanlar neden böyle bir duruma düşerler? Neden depresyona girerler? İşte bunun yanıtları:

Psiko-sosyal olaylar: En başı çeken nedenlerdir. Kişinin işini kaybetmesi, ekonomisinin kötüleşmesi, arkadaşları veya ailesiyle arasının bozulması, sosyal hayattan dışlanma, başka tür yaşanan psikolojik rahatsızlıkların yan etkileri gibi nedenler bu gurupta yer alır.

Bazı yaşam olayları: Kişiler yaşantılarında bazı olaylarla karşılaştıklarında, yaşadıkları aşırı üzüntü, stres veya ani duygusal değişimlerden kendilerini bir türlü kurtaramayabilirler. Çok sevdiği bir yakının ölümü, aniden yakalandığı bir hastalık, iş hayatındaki baskı ve stres gibi nedenler bu kategoride yer alırlar.

Biyokimyasal değişiklikler ve hormonal bozukluklar: Bu kategoriye en güzel örnek hamilelik verilebilir. Birçok kadın gebelik döneminde ruhsal yapılarında değişkenlik yaşarlar. Daha hassas ve sinirli olabilirler. Hormonlardaki değişimden kaynaklı hamile kadınların bazılarında gebeliği istememe, çocuk doğduktan sonra çocuğu kabul etmeme, fiziksel değişiminden dolayı aşırı mutsuzluk, kendisini beğenmeme gibi nedenlerle depresyona girebilirler.

Beden ile akıl arasındaki bağlantıda kopukluk, genetik faktörler, geçmişteki kötü anılardan kopamama ve geleceğe dönememe, aşırı- birikmiş stres ve sinir, gerginlik ve ruhsal zorlanma, ani duygu değişimleri ve aşırı yorgunluk, bazı hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçların yan etkileri, boşanmalar, genler vb. nedenler diğer depresyon nedenleridir.

Depresyonun nedenleri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kimi insanlarda bu sayılanların birçoğu olduğu halde depresyon yaşanmazken, kimilerinde ise sadece tek bir neden bile kişinin depresyona girmesine neden olabilir.

Peki, bu nasıl olur? 
Kişinin genleri, kişinin karakterini belirleyici birincil faktördür. İkinci faktör ise çevresel etkenlerdir. Aile de kişinin karakterini belirler. Okul hayatı, sosyal hayat da sonradan gelir. Tüm bunlar, kişinin ruhsal, fiziksel ve psikolojik olarak insanları besler, büyütür, olumlu olumsuz etkiler. Bu nedenle de her olayın insanda yarattığı etki farklıdır ve her insanın her etkiye tepkisi de farklılık gösterir. Kimilerinde ise bu tepki depresyon ile verilir.

Hangi belirtilerle kendisini gösterir?
Depresyon belirtileri her insanda farklılık gösterir. Bazı ortak belirtiler de mevcuttur. Üzüntü, mutsuzluk, hayata karşı isteksizlik, bitkinlik, karamsarlık, sürekli ağlama isteği ve ağlama, içe kapanıklık, yalnız kalma isteği, depresyon belirtileri arasındaki en ortak belirtilerdir. Depresyon her insanın yaşayabileceği bir ruhsal çöküntüdür. İlla bazı insanlarda görülecek diye bir kaide yok. Her insan hayatının belli dönemlerinde içsel sorunlar ve çöküntüler, yorgunluklar ve üzüntüler yaşayabilir.

Kimi insanlar depresyonu çok hafif geçirirler ve farkında bile olmayabilirler. Bu nedenle de atlatmaları daha kolaydır. Ancak bazı insanlar ise depresyonu ağır yaşarlar, bir türlü kurtulamazlar, süreklilik gösterir. Hatta kimi insanlarda depresif haller alışkanlık yaratmışçasına sürekli varlığını sürdürür. Tedavi edilmezse depresyon bir ömür boyunca bile sürebilir. Bu ise tehlikelidir ve kişiyi ölüme bile sürükleyebilir.

Bu nedenle de depresyonun tanısının konabilmesi için depresyonun belirtilerinin iyi idrak edilmesi, aktarılması ve incelenmesi gereklidir.

* Hayattan zevk alamama, hayattan kopma, sosyal hayattan soyutlanmak.

* Aşırı yorgun hissetme, sürekli uyuma ve yatma isteği.

* Motivasyonda düşüklük, her şeyin gözde büyümesi, zordan kaçma.

* Uyku bozukluğu, aşırı iştah artışı ya da kaybı, kilo almak veya vermek.

* Cinsel istekte azalma, ereksiyon kaybı. Cinsel paylaşımdan kaçma.

* Çalışmaktan kaçma, işten soğuma, sürekli işten izin alma.

* Aşırı duygusallık ve alınma. Her şeyde ağlama.

* Öfke kontrolsüzlüğü, asabilik ve stresle baş edememe.

* Madde bağımlılığına yönelme. Alkol ve sigara kullanımında artış.

* Takıntılı haller. Zihinde bir şeyi fazla takma, kurmacalar.

* Kendisine olan öz güvenin yitirilmesi. Kişinin kendisini beğenmemesi, sürekli birilerine yük olduğunu düşünmesi, kendisini değersiz ve beceriksiz görme.

* Karakteristik değişmeler. Sevdiği bir şeyi sevmeme, değer verdiği bir şeye ilgi göstermeme.

* Yalnız kalma isteği. İçe kapanma, insanlarla konuşmak ve görüşmekten uzak durma.

* İleri safhalarda yaşamak istememek, intihara meyillenmek, intihar girişimleri. En kötüsü de bunda başarılı olup kendi canına kıyması.

* Kavgacı olma. En ufak bir şeyi büyüterek kavga çıkarma, sürekli birileriyle tartışmak.

* Issız bir yerlere kapanma, kendisiyle baş başa kalma, kafa dinleme istekleri.

* Kendine bakım yapmama, bakımsızlık, kendini önemsememek, boş vermek.

* İçsel sıkıntılar, huzursuzluklar yaşama, bir şey yokken bile sürekli acı çekme.

* Kimsenin onu istemediği, sevmediğini düşünmek. Kendi kendini dışlama kendine acıma duygusu.

Bunlar depresyonun diğer ve en fazla görülen nedenleridir.

KADINLAR DAHA YATKIN DEĞİL
Toplumda yaygın bir kanı vardır. Kadınlarda depresyon daha çok görülür ve kadınlar depresyona daha meyillidir diye. Oysa bu bilimsel olarak kanıtlanmış bir kanı değildir. Erkek ve kadın cinsinin her ikisinde de depresyonun görülme oranının eşit, ancak kadınların klinik desteğe daha fazla başvuruyorlar. Bu nedenle de kadınların erkeklerden daha fazla depresyona girdikleri düşüncesin kendiliğinden yaratılıyor. Günümüzde kadınlar aile içinde aldıkları roller dışında, sosyal hayatta be iş hayatında da daha fazla görev almaya başlamış, her alanda kendilerini var etmişlerdir. Kadınların omuzlarına yüklenen bunca iş ve sorumluluk, kadınların erkeklere oranla daha fazla narin ve hassas olmaları, kadınların strese daha fazla maruz kalmalarına neden olmaktadır. Kadın hem iyi bir eş, hem iyi bir anne, hem iyi bir çalışan hem de her alanda iyi ve memnuniyet verici olmak zorunda bırakıldığından, kadınların birçoğu belli dönemlerde bu baskının ve yükün patlamasını yaşamaktadırlar. Bu da kadınlarda bazı psikolojik ve ruhsal rahatsızlıkların yaşanmasına neden olmaktadır. Yaşantısında mutsuz olan her insan psikolojik sorunlar yaşar.

KADINLAR DEŞARJ OLAMIYOR
Türkiye’de kadınların deşarj olma alanları oldukça sınırlıdır. Erkekler strese girdiklerinde daha rahat davranırlar. Küfür etme arkadaşlarla dışarıda vakit geçirme, evde bağırma çağırma, kırıp dökme, maça gidip kafa dağıtma, şiddet uygulama, kavga etme gibi dışavurum davranışları kadınlar yapamazlar. Bu tür davranışlar toplumsal cinsiyetin dayatması olan erkeğe yaraşır davranışlardan uzak tutulan kadın eve hapsedilir. Dört duvar arasında içindeki siniri stresi atamadığından kendi iç dünyası hasar görür. İçe kapanır, ağlar, mutsuzlaşır, kendinden ve ailesinden uzaklaşır, yalnızlaşır ve sonunda kadın depresyona girer. Kadınlar erkeklerden daha fazla desteğe, ilgiye, yardıma muhtaç görünümde olduklarından erkeklerden daha fazla klinik desteğe başvururlar.

Erkeklere biçilen “güçlü, yıkılmaz” imajı nedeniyle erkekler, depresyonlarını gizli tutar ve kendi içlerinde halletmeye çalışır. Bu da erkeklerde bastırılmış çok daha derin ve ağır depresyonların yaşanmasına neden olur. Kadınlarda depresyon, erkeklerinkinden çok daha fazla dışa vurum yaşanır. Bir kadının depresyona girdiğini çok rahat görebilirsiniz. Kadın belli eder. Erkek ise gizler.

Tedavisi nedir? 
Depresyon ürkütücü sonuçları olsa da, insanlara acı hissettirse de, hem ruhu, hem bedeni, hem de zihni etkilese de tedavisi kısa sürede mümkün olabilen bir ruhsal hastalıktır. Bazı toplumlarda depresyonun delilik, delirme gibi kalıplara sokma durumları vardır. Depresyona giren kişilere bu gibi çevrelerde ve toplumlarda deli gözüyle bakılır ve bu kişilerden uzak durulur. Bu da kişinin yaşadığı sorunları büyütür ve kişiye daha kötü çöküntüler ve acılar yaşatır. Oysa depresyon bir delilik değildir. Çünkü delilik akıl sağlığının tamamıyla yitirilmesi, kişinin aklını kullanamaması ve hiçbir şeye mantıklı yaklaşamamasıdır. Bu nedenle de depresyon ile akıl kaybının bir bağlantısı yoktur.

Depresyon kişinin ruhsal çöküntüsüdür. Ruhsal durumu ve duyguları kişinin mantığının önüne geçer. Ancak bu kişinin mantığını yitirdiği anlamına gelmez. Bu nedenle de depresyona giren kişiler için depresyon tedavisinin ilk aşamasındaki temel öğe, çevresindekilerin ve ailesinin kişiye moral vermesi, ona anlayışla, sabırla davranması, onu yeniden kazanmak için çaba harcaması, ona ilgi ve sevgi göstermesidir. Bu depresyon tedavisini başarıya ulaştırır ve iyileşme sürecini hızlandırır.

SORUNUN KAYNAĞINA İNİLMELİ
Depresyon tedavisinde öncelikle kişiyi bu duruma sokan sorunun kaynağı bulunmalıdır. Bu sorunun nasıl çözüleceği konusunda hastaya ve hastanın yakınlarına bilgi verilmeli, kişi ile yakından ilgilenilmeli ve çözümler üretilmelidir. Sorunun kaynağı birden fazla ise her biri için ayrı adım atılır. Ölümden başka çaresi olmayan hiçbir şeyin olmadığına hastanın inandırılması, ona destek ve yardımcı olunması gereklidir. Depresyon tedavisi, bazı ağır depresyonlarda ilaçla destek gerektirebilir. Bazı durumlarda psikoloğa da ihtiyaç duyulabilir.

Kişi depresyonda olduğunu kabul etmeli, iyileşmek istemeli ve bu gereklilikleri yerine getirmek için çaba harcamalıdır. Bu çabalarda ailenin desteği de son derece önemlidir. Psikoterapi ve ilaç hafif ve orta derece depresyon tedavisidir. Ancak bazı hastalarda depresyon çok fazla ilerlemiş ve geç fark edilmiş olabilir. Bu durumlarda bu iki yöntemin yetersiz kaldığı da olmaktadır. Bu durumlarda hastaya ek olarak Elektrokonvulsif Terapi(EKT) tedavisi de uygulanır. Bu yöntemde hasta anesteziyle uyutulur ve hastanın şakaklarından küçük bir oranda elektro şok verilir. Bu tedavide başarı oranı yüzde 90dır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir